Aynı Anın İki Yüzü
Zaman bazen iki defa yaşanır; hangisinin gerçek olduğunu bilemezsin.
Bir kapının önündeyim.
İçeri girmekle girmemek arasında asılı.
Kapı, ardında bir hayat saklıyor; önünde ise başka hayatlar sıralı.
Ben ise, zamanın paslı zincirlerle sallandığı, bir basamağın üzerindeyim.
Elimi tokmağa uzatıyorum.
Kapı açılıyor.
İçeri giriyorum.
“İyiyim,” diyorum.
Sesim yorgun çıkıyor.
Hayır.
Öyle olmadı.
Bir kapının önündeyim.
Tokmağa uzanmadım.
Geri çekildim.
“İyiyim,” dedim.
Kimse duymadı.
Yankım kendi duvarıma çarptı.
İçeri girsem de girmesem de söylediğim tek cümle aynıydı.
İçeride kelime bir cevaptı.
Dışarıda ise bir yankı.
Aynı cümlenin iki farklı tonu, bir ânın iki yüzü vardı.
İkisi de yaşandı… ya da yaşanmadı.
Hangisinin daha çok acıttığını hâlâ bilmiyorum.
O ânın iki yüzünü de içimde saklıyorum.
İki ayrı satır var:
Biri bana dokunan, diğeri benden kaçan.
Belki de bu yüzdendir, hiçbir yere varamamam…
Kendimden saklanırken, kendime yakalanmam…
Belki de zamandır bunca zaman, iki yüzlü olan.