Dip Akıntısı: Yargının Cam Fanusunda Kıpırtısız Bir Dava
FANUSA GİRİŞ
Salon: Camla çevrili bir mahkeme alanı. İçeridekiler dışarıyı görür. Dışarıdakiler içeridekileri duyamaz. Zemini de dahil saydamdır. Ortada yüksek bir mercan kürsü. Arka sağ köşede batık bir gemi, arka sol köşede devrik bir yelkenli. Işık gri-mavi tondadır.
Kürsünün arkasındaki camda “Suya yazılan okunmaz. Cam kırılmazsa, gerçek duyulmaz” yazmaktadır. Yazı yanıp sönmektedir.
MÜBAŞİR: (İçi boş bir deniz kabuğuyla cam kürsüyü tıklatır, yankı suyun içinden gelir gibi)
Yüce Mahkeme huzurunuza açılmıştır.
Lütfen kıpırtısız olunuz.
Suda dalga yaratmayınız.
(Bir an durur. Kabuk elinde titrer.)
(fısıltıyla):
Ne olur… bir kez olsun dalgasız geçsin.
Ses Efekti Görevlisi sandal kabininde yanlışlıkla gemi düdüğü sesi çalar. Mübaşir dönüp bakar, sinirlenir. Işık hafifçe kararır, sonra geri gelir.
KÂTİP: (gözlüklerinin üzerinden saate bakmaya çalışır, cam levha, gözlüğünden yansıdığı için göremez. Suya dayanıksız kalemini eline alır. Önündeki cam levhaya not alırken fısıltıyla)
“…dalga yaratmayınız.”
Parantez içinde yazar: (Saat bilinmiyor, Mübaşir gerildi.)
MÜBAŞİR (yüksek sesle):
Davacı: Mahsun
Sanıklar: Serap Bitkin (Bakıcı), Volt Bey (Elektrikçi), Kolaj Bey (Boyacı)
Duruşma dosyası: Dip Akıntısı #1027 numaralı dava dosyası.
Konu: Akvaryum balıklarının ölümü.
Suçlama: Kasıtlı ihmal
Işık bir an kırmızımsı olur, sonra tekrar gri-maviye döner. Ses Efekti Görevlisi kabarcık sesi çalar. Mübaşir ile göz göze gelir.
KÂTİP: (kendi kendine mırıldanır)
“Kasıt.”
Güzel başlık… Belki bir “drama” dizisine koyarım. “Camın Ardındaki Kasıt…”
(durur) Tanıdık...
En arkadaki boş sandalye ışık almaya başlar.
MÜBAŞİR: (sesini yükselterek)
Bu camların arkasında söylenen her kelime yankılanır.
Ve gereksiz hiçbir ses affedilmez.
Baloncuk sesi duyulur. Boş sandalyeden, sanki suyun içinden geliyormuş gibi, cılız bir çocuk kahkahası yankılanır.
Davacı Mahsun, kenarları kırılmış cam sandalyesine oturur.
Sanıklar kapakları açık cam kavanoz şeklindeki sandalyelerinde yerlerini alır.
Mübaşir ağır adımlarla sahneden çıkar. Kâtip, Mübaşir’in ardından hınzır bir tebessümle bakarken, sahne kararır.
SAVCI İDDİA ŞENLİK NUTUK ATARKEN, FANUSUN NUTKU TUTULUR.
Salon sessizdir. Yüce Hâkim sanıkları göz ucuyla süzmektedir. Bileğine bakar. Kol saati yoktur. Homurdanır.
Kâtip kendi kendine suya bir şeyler yazmaktadır. Mübaşir donuk bakışlarla bir köşeden Ses Efekti Görevlisi’ni izlemektedir.
SAVCI İDDİA ŞENLİK: (ayağa kalkar, büyükçe bir dosyayı önüne alır, işaret parmağını yalar, sayfaları hızla çevirir.)
(ciddi ve abartılı tonlamayla iddianameyi okumaya başlar)
Saygıdeğer Yüce Mahkeme…
Bugün burada…
Camla kaplı bir fanusta zamanın nasıl unutulduğunu konuşacağız.
Balıklar öldü.
Tam otuz üç balık.
Ses Efekti Görevlisi yanlışlıkla martı sesi çalar. Mübaşir sinirlenir, yüksek sesle boğazını temizler.
SAVCI İDDİA ŞENLİK: (Sözde duygulanarak devam eder, sesi titrer ama gözlerini dosyadan ayırmaz.)
Bizler… Evrensel Adalet adına… Bu balıkların hakkını suyun altında bırakmayacağız. Ölümlerin, fail ya da faillerini ortaya çıkaracağız.
Savcı yavaşça dosyasını kapatır. Kırmızımsı bir ışık birkaç saniyeliğine sanıklara yansır, sonra ışık tekrar gri-maviye döner.
“Suya yazılan okunmaz. Cam kırılmazsa, gerçek duyulmaz” yazısından “cam kırılmazsa” kısmı silinir.
Boş kalan sandalyeye balık silueti düşer.
KÂTİP: (fısıltıyla)
Şu balık... sanki bizi izliyor gibi…
YÜCE HÂKİMİN KIRMIZI DÜĞMESİ
Yüce Hâkim cam kürsüde, hareketsiz durmaktadır. Yüzü camın yansımasıyla bulanık, sol elinin altında büyük, parlak kırmızı bir düğme vardır. Üzerinde “Söz Hakkı” yazılıdır.
Kâtip hâlâ suya bir şeyler yazmaktadır. Mübaşir, kürsünün karşısında ayakta beklemektedir. Ses Efekti Görevlisi bu kez ses çıkarmaz. Bekler.
YÜCE HÂKİM: (derinden gelen bir sesle, yankılı)
Mahkeme... Dalga değil... düzen ister.
Cam çatlamaz, su bulanmazsa şayet... adalet parlar.
(Yüce Hâkim kırmızı düğmeye uzanır, ama basmaz.)
KÂTİP: (fısıltıyla yazar)
Düğmeye basmadı. Sebep: bilinmiyor. Belki istemedi. Ya da unuttu.
YÜCE HÂKİM: (birden sesi yükselerek)
Savcı iddianamesini sundu.
Sanıklar ortada.
Adalet aranıyor.
Işık hafif titrer, gidip gelir. O sırada boş sandalyede kıyıya vuran dalga siluetleri görünür.
YÜCE HÂKİM: (başını eğer gibi olur)
O hâlde şimdi kırmızı düğmeye basıyorum...
Zamanın söz hakkını geri veriyorum.
(Elini düğmeye götürür, yavaşça basar.)
Ses Efekti Görevlisi su altı sonar sesi çalar, tik... tik... tik... Su damlalarının düşme sesleri salonun cam duvarlarında yankı yapar.
MÜBAŞİR: (duygusuzca)
İlk sanık çağırılsın.
Serap Bitkin.
Savunmanız dinlenmek üzere kürsüye geliniz.
SANIKLARIN ZEMİN KAYMASI
Işık yeşil-mavi tonlara geçer. Sahnenin zemininde yansıyan bir su efekti belirir. Ayak sesleri duyulur. Ses Efekti Görevlisi bir topuk sesi çalar. Mübaşir bir bakış atar. Ses hemen kesilir. Kâtip yazmaya başlar.
KÂTİP: (fısıldayarak)
Topuk sesi – gecikmeli adımlar – zeminde kayma ihtimali yüksek.
Serap Bitkin yavaşça yürür. İç çeker. Ayağı hafifçe kayar. Tutunur. Basamak hafif gıcırdar. Oturmakla oturmamak arasında kalır. Işık soluk buz mavisidir, yavaşça yalnızca onun üzerine düşer.
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ: Serap Hanım, balıkların ölümüne yol açmakla suçlanıyorsunuz. Savunmanız nedir?
SERAP BİTKİN: (utangaç, göz göze gelmekte zorlanır, sesi titrek)
Ben…
Ben sadece yemleri verdim.
Yani… bazen verdim…Bazen az verdim. Bazen de unuttum.
Kimse bana “ne zaman” ve “ne kadar” demedi ki… Bana kimse bir canlı nasıl beslenir öğretmedi ki…
Hafif bir uğultu duyulur. Kâtip, göz ucuyla Ses Efekti Görevlisi’ne bakar. Eli efekt düğmesinin üzerinde beklemektedir. Tam basacak iken...
SAVCI İDDİA ŞENLİK: (hemen atılır, ayağa fırlar, sesi yükselir)
İşte itiraf! Demek suçunuzu kabul ediyorsunuz!
SERAP BİTKİN: (şaşkınlıkla, hızla başını çevirir)
Hayır… yani… belki... istemeden…
Ben o balıkların neye ne kadar ihtiyacı olduğunu nereden bileyim?
Yem kutusunun üstünde “günde bir kez” yazıyordu…
Bana “göz büyüklükleri kadar mama yeterli olur” demişlerdi.
Ben de göz kararı verdim.
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ: (araya girer, notlarına bakar)
Serap Hanım, size ne tür bir yem verildi?
SERAP BİTKİN:
Renkli bir paket. Simli. Taneleri küçük. İçinde… ne vardı tam bilmem ama...
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ:
Yani içerik değil, paket önemliydi?
SERAP BİTKİN: (çekingen, kısık bir tonda)
Vallahi iyi niyetle seçmiştim.
SAVCI İDDİA ŞENLİK:
İyi niyetle mi?
Bu iyi niyetiniz, otuz üç canlının ölümüne neden oldu. Aç bıraktım hayvanları demiyorsunuz da paketi güzeldi diyorsunuz. İnanılır gibi değil. Hayvanlar belki de açlıktan birbirlerini yediler. Toplu bir katliama sebep oldunuz. Hâlâ karşımıza geçmiş iyi niyetliydim diyorsunuz. Bu nasıl iş, bu ne sorumsuzluk! Bir de art niyetli olsaydınız... kim bilir neler olurdu!
Tanrı denizlerimizi sizin gibilerden korusun!
Salonda tekrar uğultu başlar. Ses Efekti Görevlisi “fokurtu” sesi çalar. Işık hafifçe titrer.
YÜCE HÂKİM: (sakin ama sert bir sesle)
Baskı çok yoğun. Kaynatmayın ortamı. Sessizlik!
KÂTİP: (fısıltıyla yazar)
Efekt: fokurtu – sular yükseldi, kaynama noktası 100 derece santigrattır, basınç - baskı - hat çatırdıyor.
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ:
Sayın Yüce Hâkim... Müvekkilim, tüm balıklarını kaybetmenin derin acısını yaşamaktadır... Bu durum onda manevi çöküşe sebep olmuştur. Bu, sistemsel ve evrensel bir sorundur. Bir bakıcının ne zaman ne kadar yem vereceğini bilmesi gerekir. Hangi balığa ne kadar yem verileceği...Dosyasında mevcuttur. Kendisine iletilen notların kayıtlarını dosyada bulabilirsiniz Yüce Hâkim Bey.
Serap Bitkin oturduğu yerde nefes alıp verirken giderek daha da kamburlaşır. Işık yavaşça soluklaşır.
Boş sandalyede kambur balina silueti görünür, su püskürtme sesinin ardından hemen kaybolur.
YÜCE HÂKİM: (tok bir sesle Kâtip’e seslenerek)
Yaz: İlgili kayıtların inceleneceği not düşüldü.
KÂTİP: (fısıltıyla)
Şu kambur balina su püskürttü galiba…
Kısa bir sessizlik olur. Sanık Serap Bitkin yerine geçer. Işık tekrar gri-maviye döner.
SANIK: VOLT BEY kürsüye çağrılır.
Sahne loştur, ışık aralıklarla titreşir. Zeminde beliren kıvılcım animasyonları vardır. Volt Bey yürürken her adımında kısa devre sesleri duyulur. Pantolonundan sarkan çeşitli kabloların bazıları kemer gibi bağlanmıştır. Elinde küçük bir voltmetre taşır; ona bakarak yürümektedir.
Ses Efekti Görevlisi cızırtı sesleri çıkarır.
KÂTİP: (fısıldayarak)
Cızzz… yanarsın. (gülerek) Kabloya bastın ha-ha.
Volt Bey kürsüye yaklaşır, her adımıyla birlikte elektrik titreşimi yayılır. Oturduğunda ışık stabil hale gelir ama arada bir kıvılcım patlaması olur. Kâtip ürker, kalemini düşürür.
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ:
Sizi evde yaşanan elektrik kaçağından dolayı suçluyorlar Volt Bey, savunmanız?
VOLT BEY: (kaygısız, rahat bir ses tonuyla)
Bakın ben sadece kabloları çekerim. Fişi takarım. Sigorta atarsa bakarım.
Akvaryum iç mekandır.
SAVCI İDDİA ŞENLİK: (alaycı)
Peki sormak isterim: 12 Nisan günü saat 03.46’da evde elektrik kesintisi yaşandığını kabul ediyor musunuz?
VOLT BEY: (omuz silkerek)
Bana bildirilen bir kesinti yok. Benden istenen, evin elektrik tesisatını döşememdi. Döşedim. Paramı aldım. Bölgede eğer bir kesinti yaşandıysa benim bir ilgim olamaz. Evin kendi elektrik problemidir. Ben elektriği çalışır durumda teslim ettim. Sonrasında yaşanan yüksek gerilim, travmanın… pardon, trafonun meselesidir. Beni değil, trafoyu sorgulayınız efendim.
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ: (araya girer)
Sayın Volt Bey, peki sizce bu elektrik kesintisi suyun içindeki hayatı etkilemiş olabilir mi?
VOLT BEY: (ciddileşir, voltmetresine bakar)
Olabilir de.
Olmayabilir de.
Su devinimi durmuşsa oksijen düşer.
Ama bunun cevabı duygu değil; teknik veridir. Tespit için teknik veriler gerekir.
SAVCI İDDİA ŞENLİK: (öfkeyle)
Siz hâlâ salt verilerle konuşuyorsunuz!
VOLT BEY:
Çünkü ben bir duygu mühendisi değilim efendim. Elektrikçiyim.
Kablolar ağlamaz. Veriler anlatır.
KÂTİP: (not alır)
Kablolar ağlamaz.
Hmm… Belki bir şarkı adı olur.
VOLT BEY:
Ayrıca, kesinti olmuşsa termometre de etkilenmiştir.
Suyun ısısı düşmüşse, bu da ölmelerine sebep olabilir. Suyun sıcaklığının kontrolü de bakıcı Serap Hanım’ın sorumluluğundadır. Hadi diyelim termometre sessizdir, ses çıkarmaz. Dokunmadan anlaşılmaz. Amaaa! Motorun susması, filtrenin devre dışı kalması, o sessizlik her türlü fark edilir. İki bakan göz gibi, iki duyan kulak lazım gelir. Ben o göz değilim. O kulak da değilim.
Işık anlık yanıp söner. Boş sandalyede şartel silueti görülür.
KÂTİP: (yazarken fısıldar)
Veri varsa duygu yok.
(Yazmayı bırakır, kafasını sallar.)
YÜCE HÂKİM: (tok sesle)
Sanığın teknik elektrik raporu dava dosyasına eklensin!
Volt Bey voltmetresine bir kez daha bakar, sonra kalkıp yürür. Her adımıyla zeminde dalgalı kıvılcımlar yayılır. Sahne karanlığa döner.
SANIK KOLAJ BEY kürsüye gelir.
Üzerinde lekeli bir tulum vardır, elleri boyalıdır. Cebinden küçük bir renk paleti çıkarır. Işık, pastel ve neon tonlar arasında dalgalanır. Zeminde boyalı ayak izleri belirir. Kolaj Bey’in her adımı, suya damlayan boya efektiyle yankılanır. Ayak izleri kalıcıdır, silinmez.
KÂTİP: (fısıltıyla)
Renkli sızıntı – iz bırakma potansiyeli yüksek.
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ:
Kolaj Bey, sizi akvaryuma boya sızıntısı yapmakla suçluyorlar. Ne söylemek istersiniz?
KOLAJ BEY: (ellerini açarak, teatral)
Ben… renksizliğe dayanamam efendim.
Bir ev düşünün: gri duvarlar, kararmış fayanslar…
İçinde yaşayan bir çocuk… nasıl hayal eder?
Bana “çatlakları kapa” dediler. Ben ise aksine tüm evi boyadım.
SAVCI İDDİA ŞENLİK:
Ama o renk… suya karıştı! Ve belki de balıkları zehirledi! Ne diyeceksiniz bu konuda?
KOLAJ BEY: (duraklar, sitemle)
Efendim… kim pastel tonlardan ölür ki?
Dalga dalga yayılan pembeler, morlar…Görenin içi açılır!
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ:
Yani yaptığınızın zararlı olmadığını mı savunuyorsunuz?
KOLAJ BEY: (coşkuyla)
Tam tersi!
Belki balıklar… bu estetikle baş edemedi. Çünkü çok güzeldi.
(paletine bakar, iç çekerek):
Bazen… fazla güzellik boğar.
Belki de o balıklar ilk kez renk gördüler.
SAVCI İDDİA ŞENLİK: (alaycı bir tonla)
Yani diyorsunuz ki…
Balıklar göz zevkinden mi öldü?
KOLAJ BEY: (paletine bakar, iç çekerek)
Renk, bir yaşama biçimidir efendim.
KÂTİP: (fısıltıyla)
Renk, bir yaşama biçimidir. Atasözü gibi.
YÜCE HÂKİM: (tok sesle)
Sanığın beyanı kayda geçsin.
Işık bir anlık pembeye çalar, sonra tekrar gri-maviye döner.
Kolaj Bey, ağır aksak adımlarla yerine döner. Ceketinden bir fırça ucu yere düşer. Bir damla boya, zemine leke bırakır.
Boş sandalyede gök kuşağı belirir kaybolur. Ses Efekti Görevlisi yağmur sesi çalar.
KÂTİP: (fısıltıyla)
İz kalıcı
Sanıkların ifadeleri tamamlanmıştır.
Salon, sessizdir. Yalnızca Kâtip, levhaya titreşimli harfler düşer.
Tık... tık... tık... Her harf, cam fanusun içinde yankılanır.
Ses Efekti Görevlisi, arka fonda su damlası sesleri çalmaktadır.
Mübaşir, duraksayarak kürsüye yaklaşır. Sert zemine temas eden topuk sesi net duyulur.
Yüce Hâkim, gözleri kapalı gibidir. Kendi içinden geçen dip akıntılarını dinliyordur. Işık soluk sarıya döner.
MÜBAŞİR: (ciddiyetle)
Yüce Mahkeme’nin bilgisine sunulur…
Sanık Serap Bitkin, Sanık Volt Bey ve Sanık Kolaj Bey, kendilerine yöneltilen tüm suçlamaları reddetmiştir.
Sözlerini bitirdikten sonra hafifçe geri çekilir.
Kâtip, başını kaldırmadan kalemini bir kez havada bekletir, sonra yazmaya devam eder.
MÜBAŞİR: (tekrar bir adım öne çıkar)
Davacı Mahsun’un talebi doğrultusunda...
Bazı tanıkların dinlenmesi arz edilmiştir.
Işık salonun ortasında boş bir noktaya odaklanır.
KÂTİP: (fısıltıyla yazar)
Yeni faz başlıyor – Tanıklar çağrılacak – Salonda gergin bekleyiş
MÜBAŞİR: (bağırarak)
İlk tanık…
Dr. Salim Balıkesir!
Balık hekimi, otopsi uzmanı, pul danışmanı.
Lütfen cam kürsüye geliniz.
PUL PUL ŞÜPHELER: DR. SALİM BALIKESİR’İN İFADESİ
Sahneye, akvaryum florasanı gibi parlayan bir ışık düşer. Zemin su lekesi gibi dalgalanır.
Dr. Salim Balıkesir, ceketinin cebinden sarkan stetoskop ve elinde şeffaf dosyalarla yürür.
Gözlük camları hafifçe buğuludur, yakasında küçük bir gümüş balık rozeti vardır.
Ceketi pul pul lekelidir.
Ses Efekti Görevlisi, çok hafif bir şırıltı sesi çalar.
KÂTİP: (fısıldar)
Islak adımlar – cam kenarında gerilim – mikroskobik sessizlik.
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ: (ciddiyetle)
Dr. Balıkesir… siz bu akvaryumda ölen balıkların ölüm nedenini araştıran veteriner hekimsiniz, doğru mu?
DR. SALİM BALIKESİR: (boğazını temizleyerek)
Doğrudur efendim. Mahsun beni olay yerine çağırdı.
Akvaryuma dokunmamasını söyledim.
Normalde muayenehanem dışında işlem yapmam ama… malum… balıklar ölmüştü.
Ölülerle konuştuğumu söyleyemem elbette ama…
vücutları bazı şeyleri fısıldar insana.
SAVCI İDDİA ŞENLİK: (sabırsızca)
Direkt söyleyin doktor. Sebep neydi? Açlık mıydı? Zehir mi? Soğukluk mu?
DR. SALİM BALIKESİR: (sakince)
Öncelikle şunu belirtmeliyim:
Otopsi yaptığım balıklar, farklı zamanlarda ölmüş.
Kimisi sindirilmek istenmiş… kimisi içeride ne yaşandıysa sindirememiş.
KÂTİP: (yazarken mırıldanır)
Bir kısmı sindiremedi… bir kısmı sindirilemedi…
DR. SALİM BALIKESİR:
Bazılarının solungaçlarında tortular vardı.
Bu... ya filtre sisteminin çöküşünden ya da suda çözülen boya partiküllerinden kaynaklanmış olabilir. Ama kesin konuşamam. Kesinlik, canlıyken olur.
Akvaryum aşırı derecede bakımsızdı.
İlk ölenler temizlik balıklarıydı. Onlar olmazsa dip kir tutar, sistem çöker.
Ayrıca… yalnız yaşaması gereken bir kadeh balığı da aralarındaydı. Onu oraya koymak...inanın psikolojik bir işkencedir.
Bu da bize balıkların karakteristik özelliklerine de hiç dikkat edilmediğini gösteriyor.
Akvaryumun boyutuna göre balık sayısı çok fazlaydı. Otuz üç balık tıkış tıkış yaşamaya zorlanmış. Üst kapaktaki hava delikleri kapatılmıştı.
Aşırı korunaklı yapı içeride yüksek basınca yol açmış olabilir. Çoğunun solungaçları yıpranmıştı…Bunların hepsi uzun süre zor şartlarda hayatta kalmaya çalıştıklarını gösteriyor.
SAVCI İDDİA ŞENLİK:
Yani hiçbir şey bilmiyoruz, öyle mi?
DR. SALİM BALIKESİR: (ciddiyetle, sesi düşer)
Bu ölümler, tek bir sebebe indirgenemeyecek kadar katmanlı.
Onlar… küçücük bir fanusta yalnız öldüler efendim.
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ:
Yani… özetle, ölüm nedenleri belirsiz mi?
DR. SALİM BALIKESİR:
Belirsiz değil… çoklu. Bir sistem... içeriden çürürken sessizdir.
İçini içten içe kemirir.
İlk belirti pullarda çıkar. Görülmez. Pul pul dökülür. Dibe çöker.
Sonra…
Sessizce su üstüne çıkan ölüler gelir efendim.
KÂTİP: (yavaşça yazar)
Çürüyen sistem… pul pul dökülür.
YÜCE HÂKİM: (tok bir sesle)
Tanığın ifadesi dava dosyasına geçirilsin.
Sıradaki tanık çağrılsın!
MÜBAŞİR: (bağırarak)
Sayın Çarli Frost! Hayvan psikoloğu, içgüdü uzmanı
Lütfen cam kürsüye geliniz.
AYNALI İZDÜŞÜMLER: ÇARLİ FROST’UN İFADESİ
Işık, yeşilimsi-sarı bir tona döner.
Zeminde hafif dalgalı yansımalar görünür.
Ses Efekti Görevlisi, bir cam kâseye düşen damlalar gibi su çınlaması sesleri verir.
Çarli Frost, elinde küçük bir ayna, üzerine hayvan figürleri kazınmış kırmızı bir defter ve gevşekçe boynuna dolanmış yeşil bir fularla sahneye girer.
Adımları ritmik ve naziktir. Aynayı önce kendisine, sonra salona çevirir.
Derin bir nefes alır ve kürsüdeki yerine oturur.
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ: (sabırlı ama endişeli)
Çarli Frost, siz hayvan davranışları konusunda uzman bir psikologsunuz. Balıkların ölümüne dair psikolojik bir değerlendirme yapar mısınız?
ÇARLİ FROST: (düşünceli, yumuşak bir sesle)
Elbette.
Balıklar…
Onlar konuşmaz. Ama yüzmezlerse çığlık atıyorlardır.
Bir gün Mahsun geldi bana. Dedi ki: ‘Balıklarım oynamıyor artık.’
Ben de sordum: ‘Peki sen en son, ne zaman oynadın onlarla?
SAVCI İDDİA ŞENLİK: (sabırsızca)
Peki, konuya döner misiniz? Balıklar neden öldü?
ÇARLİ FROST: (gözlerini kısar)
Bence... ölümden daha önemli şeyler de vardır.
Yok oluş değil. Yok sayılmak.
Ben şahsen balıkların sessizlikle, ilgisizlikle cezalandırıldıklarını düşünüyorum.
Mesela, bir akvaryum hiç süssüz olur mu?
Olmuş…
Bu balıklar... önce kendi içlerine çekilmiş. Saklanmış. Akvaryumun en dibine… en karanlık köşesine…
Çünkü oraya kimse bakmaz. Birlikte susmuşlar. Hep birlikte.
Bir tür... kolektif içsel protesto gibi.
Belki… bu bir tür balık greviydi.
Belki de… Bir kurtuluş…
Bunca bakımsızlık, ilgisizlik, açlık, susuzluk, zehirli atıklar…
Kendileri intihar etmediyse şayet, herkesin bu işte parmağı olduğunu düşünüyorum.
KÂTİP: (yavaşça yazar)
Bir balık grevi.
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ:
Peki... yine de sizce balıkların psikolojisini en çok ne bozmuş olabilir?
ÇARLİ FROST: (defterini açar, bir sayfa gösterir, sayfa boştur)
Bakın... hiç hayal yok…Yalnız bir çocuğun, balıkları da kendisini yalnız bırakır. Çünkü o çocuk, yalnızlıktan yapılmıştır.
SAVCI İDDİA ŞENLİK: (öfkeyle)
Siz psikolog musunuz, şair mi?
ÇARLİ FROST: (gülümser, aynayı savcıya çevirir)
Siz hangisini duymaya hazırsanız, ben o olurum efendim.
YÜCE HÂKİM: (bir an duraksar, sonra ciddi bir ifadeyle)
Tanığın sözleri... teknik olarak geçerli görülmese de... dava dosyasına şiirsel yorum olarak işlensin.
KÂTİP: (not düşer)
Teknik değil ama şiirsel bulundu.
Çarli Frost aynayı son bir kez kürsüye çevirir, sahneden yavaşça çıkar. Işık kısa süreliğine sarımsı olur, ardından tekrar gri-maviye döner.
Boş sandalyede, dökülen pullar belirip kaybolur.
YÜCE HÂKİM: (tok bir sesle)
Sıradaki tanık çağrılsın!
MÜBAŞİR: (bağırarak)
Sayın İmam Kaza Bey, lütfen cam kürsüye geliniz.
KADERIN ROTASI: İMAM KAZA’NIN İFADESİ
Işık, sarımsı-bej bir tona döner.
Zemin, akşam güneşinin camdan süzüldüğü gibi soluk altın rengiyle aydınlanır.
Ses Efekti Görevlisi, uzaklardan gelen bir dua yankısı gibi kısa bir melodik uğultu verir.
İmam Kaza Bey, sahneye girerken elinde küçük bir tespih vardır. Cübbesi solgun, sarığı biraz kaymış, ama yüzünde kendinden emin bir ifade taşır.
Kürsüye yaklaşırken bir an durur, cam tavana bakar. Camın ardındaki ışığa gözlerini diker. Derin bir nefes alır. Fısıltılı bir tonla:
“Zamanın Hâkimi sensin ya Rab…” der. Sonra kürsüye yönelir.
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ:
Sayın İmam Kaza Bey, siz bu eve zaman zaman dualara giden birisiniz. Akvaryumdaki balıkların ölümü hakkında ne düşündüğünüzü öğrenmek isteriz.
İMAM KAZA BEY: (yavaş ve tok bir sesle)
Rızkı da nefesi de pek tabii nefsi de veren Allah’tır.
Her canlının ömrü bellidir.
Balık da olsa, kedi de, insan da...
Ne bir an ileri, ne bir an geri...
Veren de “O”dur, alan da “O”dur.
SAVCI İDDİA ŞENLİK:
Yani siz bu ölümlerin kader olduğunu mu söylüyorsunuz?
İMAM KAZA BEY: (tespihini çevirerek)
Kader… su gibidir. Akar gider. Normalde kendi yolunu bulur.
Belki de bu ölümler... suyun sabrının taştığı yerdir. Akamamış bir kaderdir.
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ: (şaşkın)
Yani sizce... bu ölümler bir tür... ilahi bir tepki mi?
İMAM KAZA BEY: (başını sallar)
Belki…
Belki de fanusun içindeki o küçük canlar...
Dualarını edemedi. Çünkü onlara dua öğretilmedi.
Ve suskun su… bazen boğar.
Allah’ın işine sorgu sual sorulmaz efendim.
KÂTİP: (yazarken mırıldanır)
Suyun sabrının taştığı yer, güzel hutbe konusu.
SAVCI İDDİA ŞENLİK: (öfkeyle)
Ama efendim, biz burada bir adalet davası yürütüyoruz.
Sebep olarak kaderi gösteremezsiniz.
İMAM KAZA BEY: (gözlüğünü çıkarır)
Siz adaleti arıyorsunuz…
Ben sadece olanı anlatıyorum.
YÜCE HÂKİM: (hafifçe başını eğer)
Tanığın beyanı... metafizik içerikli yorum olarak dava dosyasına işlensin.
KÂTİP: (fısıltıyla gülerek)
Metafizik içerikli hutbe notu.
İmam Kaza Bey, çıkarken dua okur gibi mırıldanır. Işık hafifçe kararır. Kısa bir çan sesi duyulur.
YÜCE HÂKİM:
Sıradaki tanık çağrılsın!
MÜBAŞİR: (bağırarak)
Akvaryum ve Su Uzmanı…
Sayın Bora Takıntı!
Lütfen... akıntıya kapılmadan kürsüye geliniz.
SİSTEME SU SIÇRATMAYIN: BORA TAKINTI’NIN İFADESİ
Işık, steril bir beyaza döner.
Zemin, sanki laboratuvar zeminiymiş gibi soğuk mavi bir ışıkla parlamaya başlar.
Ses Efekti Görevlisi, damlayan su ve kâğıt hışırtısı efektleri verir.
Bora Takıntı, elinde büyük bir plan dosyasıyla yürümektedir.
Üzerinde gri, ütülü, düğmeleri simetrik hizalanmış bir mühendis önlüğü vardır.
Ceket cebinden, seviye ölçer bir cihaz sarkar.
Kürsüye ulaşmadan önce gözlüğünü çıkarır, ceketinin iç cebinden küçük bir bez çıkarır ve kürsünün tozunu siler.
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ:
Sayın Bora Takıntı, siz bu akvaryumun teknik danışmanı olarak çağrıldınız. Sistemin yeterliliği hakkında ne söylemek istersiniz?
BORA TAKINTI: (net ve titiz bir tonla)
Efendim, öncelikle şunu belirtmek isterim.
Bu akvaryum… Benim onayladığım bir sistem değildir.
Tüm yapı ilk tasarıma aykırı şekilde değiştirilmiştir.
(Dosyayı açar, içinden planlar çıkarır. Birkaçını kürsüye doğru uzatır.)
Ben on iki litrelik, beş balık kapasiteli, havalandırmalı, ayrı bölmeler içeren bir model önermiştim. Ama yapılan... kapatılmış, mühürlenmiş, içi zehirli taneciklerle ve kötü malzemeyle dolu, kapalı devre bir yapı. Bu sistem... benim onayım dahilinde değildir, efendim.
SAVCI İDDİA ŞENLİK:
Yani diyorsunuz ki… sorun sizin üretiminizde değil, uygulamada?
BORA TAKINTI:
Sorun… Benim adımın yazılı olduğu bir plana…bana danışılmadan değişiklikler yapılmasındadır.
Birinin önerisiyle ölgün ışıklar eklenmiş.
Kablolaması yanlış sistemle yapılmış.
Biri sistemdeki çatlağı kapatamamış, içine kimyasal sızdırmış.
KÂTİP: (kendi kendine mırıldanır)
Sistemde delik var. Bende de.
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ:
Peki sayın Takıntı, sizin sisteminiz uygulanmış olsaydı…bu balıklar yaşar mıydı?
BORA TAKINTI: (duraksamadan)
Yaşardı. Çünkü sistem, doğaya uygun tasarlanmıştı.
Açık uçlu havalandırma… gölgesiz alan… minimal dalga… doğal sirkülasyon.
Bu sistem... Özgür bir yaşamdı. Ama bu hale getirilince… şeffaf bir mezara dönüşmüş.
SAVCI İDDİA ŞENLİK:
Sizce suçlu kim peki?
BORA TAKINTI: (kesin bir ifadeyle)
Ben değilim. Sistem de değil. Sistemi bozan her kimse… o sorumludur efendim.
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ:
Peki, sistemi kim bozdu?
BORA TAKINTI:
Ben bilmem. Bilirkişi bilebilir. Rapor talep ediyorum efendim. Tüm uygulama süreci incelensin.
SAVCI İDDİA ŞENLİK:
Yani siz de bilmiyorsunuz kim suçlu?
BORA TAKINTI:
Ben… sistemi biliyorum. İşleyişi değil.
Sistemi böyle bir suça ortak etmeyin.
Işık kırmızıya döner.
KÂTİP: (hızla yazar)
Sistemi suça ortak etmeyin. Duvar yazısı gibi.
YÜCE HÂKİM:
Tanığın beyanı… bilirkişi incelemesi talebiyle birlikte dava dosyasına geçmiştir.
KIRIK CAM, KIRIK SİSTEM – BİLİRKİŞİ RAPORU
Sahne karanlıktır. Ortada büyükçe bir masa. Masa üstünde dağınık dosyalar, numaralandırılmış fotoğraflar, paslı bir cetvel, lekeli ölçüm kağıtları ve cam parçası durmaktadır. Cam parçası, spot ışığıyla belli belirsiz parlar.
Mübaşir içeri girer. Elinde kalın bir dosya vardır. Dosyayı masaya bırakırken çıkan ses tok ve çarpıcıdır. Işık, sadece mübaşirin üstündedir. Salonda başka bir hareket yoktur.
MÜBAŞİR: (dümdüz, nötr bir sesle)
Bilirkişi Heyeti, olay mahalli ve sistem dökümlerini inceleyerek aşağıdaki sonuçlara varmıştır:
Her madde okundukça ışık, akvaryumu tarayan bir cihaz gibi sahnenin üzerinde dolaşır.
1. Akvaryum sistemi, özgün tasarıma uygun kurulmamıştır.
2. Tasarımda bulunan açık hava dolaşımı kapatılmış, üstü mühürlenmiştir.
3. İç su filtre sistemi, voltaj dengesizliğinden etkilenmiştir.
4. Kullanılan boya, suya sızmaması gereken türdendir. İzolasyon yapılmamıştır.
5. Önerilen sayının üstünde balık yerleştirilmiştir. Bu, alan baskısı ve oksijen yetersizliğine yol açmıştır.
6. Beslenme aralıkları düzensiz bulunmuş. Yetersiz yem takviyesi tespit edilmiştir.
7. Akvaryum, estetik ve psikolojik açıdan “boş” bırakılmış; hiçbir saklanma alanı veya dekoratif unsur eklenmemiştir.
8. En önemlisi: Tüm bu unsurların kimin tarafından değiştirildiğine, ihmal edildiğine dair resmi bir kayıt bulunamamıştır.
Mübaşir durur. Salonun ışığı bu kez loş maviye döner. Kâtip usulca yazmaktadır. Mübaşir devam eder.
MÜBAŞİR: (rapordan alıntıyla)
Sistem, özgün tasarımında iken yaşanabilir, dengeli, nefes alabilir durumdaydı.
Ancak...Maliyet kaygısı, kontrol baskısı ve cehalet nedenleriyle... sistem, onu tasarlayanın ellerinden çıkmış…deneyimsiz başka ellerde deformasyona uğramıştır.
Işık sarımsı bir tona döner. Kâtip, gözlüklerini indirir ve notlarından bazı cümleleri tekrar okumaya başlar.
KÂTİP: (kendi kendine mırıldanarak konuşur)
Su… her kaba uyum sağlar.
Ama yanlış kaba konulursa...
kendi öz doğasından bile taşar.
Yüce Hâkim yerinde kıpırdanır. Parlayan cam parçasının ışığı gözünü alır.
YÜCE HÂKİM:
Bilirkişi Raporu dava dosyasına geçmiştir.
Rapor... Sistemin değil, sistemle oynayan ellerin sorumlu olduğunu ortaya koymuştur.
Ama...Bu müdahalelerin kimin elinden çıktığı henüz tespit edilememiştir.
Tam o anda, tiz bir cam çatlama sesi duyulur. Ses giderek derinleşir. Salonda yankılanır. Bir yerden ince bir su sızıntısı sesi gelir. Işık soluklaşır, titrer, sönmeye yakınken, Mübaşir dosyanın kapağını kapatır.
Boş kalan sandalyede yanıp sönen uyarı işareti görünür.
“Suya yazılan okunmaz. Cam kırılmazsa, gerçek duyulmaz” yazısında “Suya yazılan okunmaz” kısmı silinir.
“Cam kırılmazsa, gerçek duyulmaz” kısmı yanıp söner.
EN SON MAHSUN’LAR KONUŞUR:
Sahne loştur. Mahsun küçük adımlarla başı önde yürür. Mübaşir eğilerek onu kürsüye buyur eder. Salonda en ufak bir çıt sesi bile yoktur.
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ: (yumuşak bir tonda)
Mahsun…
Sana zor bir soru sormayacağız.
Sadece…bize anlatır mısın?
O balıklarla ilgili tam olarak ne oldu?
MAHSUN: (başını kaldırmadan, kısık sesle)
Ben... onları seviyordum.
Bazen... konuşuyordum da.
Bir tek onlar dinliyordu beni.
Etrafına bakar.
Kâtip yazmayı bırakır, sadece dinler.
MAHSUN:
Sonra bir gün… baktım…
Hiçbiri kıpırdamıyor.
Ses Efekti Görevlisi hafif bir “siren” sesi çalar.
SAVCI İDDİA ŞENLİK: (boğazını temizler, ama konuşmaz)
…
MAHSUN:
Ben sadece... bir arkadaşım olsun istemiştim.
Annem ‘babana söyledim’ dedi…
Mahsun sahneden inerken, durur. Yaşlı gözlerle boş sandalyeye bakar.
GÖZ ARDI EDİLMİŞ TANIKLAR: SAVCININ TEKLİFİ
Sahne loştur. Mahsun kürsüden inmiştir. Yerine geçerken Kâtip yazmayı bırakır. Ses Efekti Görevlisi herhangi bir şey çalmaz. Salonda gerçek bir sessizlik vardır. Yüce Hâkim gözlerini kaçırır. Herkes nefesini tutmuş gibidir.
SAVCI İDDİA ŞENLİK: (boğazını temizler, önce susar, sonra kafasını kaldırıp doğrudan Yüce Hakim’e döner):
Yüce Mahkeme’nin izniyle…
Savcılık makamı… Dava kapsamının eksik kaldığını düşünmektedir.
Kâtip dikkat kesilir.
SAVCI İDDİA ŞENLİK: (daha yavaş, daha ölçülü)
Şimdiye dek pek çok kişi dinlendi. Ama evin içinde yaşayan başkaları da vardı.
(Duraksar, sesi biraz düşer.)
SAVCI İDDİA ŞENLİK:
Mahsun’un annesi…ve tabii ki babası…
Eğer Yüce Mahkememiz uygun görürse, tanık sıfatıyla onların da dinlenmelerini talep ediyoruz efendim.
Yüce Hâkim bakışlarını Savcı’dan ayırmaz. Gerilir. Uzun süre tepki vermez. En sonunda bir baş hareketiyle Mübaşir’e döner.
YÜCE HÂKİM: (kısa ve tok)
Kayıtlara geçsin. Tanıklar çağrılsın.
MÜBAŞİR:
Tanık sıfatıyla…Mahsun’un Annesi dinlenilmek üzere cam kürsüye geliniz…
Bir cam çatlama sesi daha duyulur.
KIRINTILI BİR ŞEFKAT: ANNE’NİN İFADESİ
Sahne loş. Arka kapıdan içeriye, yorgun görünümlü bir kadın girer. Üzerinde kırışık bir siyah gömlek, yelek, kolunda ufak bir el çantası vardır. Adımları tereddütlüdür. Mübaşir cam kürsüyü işaret eder. Kadın yerine geçer. Yeleğini düzeltir. Ellerini kenetler.
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ:
Hanımefendi, Mahsun’un annesisiniz, değil mi?
ANNE: (başını sallar)
Evet.
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ:
Mahsun’un evde bir akvaryumu vardı. Yani sizin evinizde.
Sizin herhangi bir sorumluluğunuz var mıydı?
ANNE: (kesik kesik konuşur)
Ben…
Ben elimden geleni yaptım.
Bir çocuğu büyütmek kolay değil.
Okulu, yemeği, kıyafeti, ödevleri…
(Duraksar. Ellerini daha sıkı kenetler.)
ANNE:
Ben balık fikrini hiç istemesem de kötü bulmadım.
Bir arkadaş olur dedim. Son kararı “babamız” verdi tabii.
(Gözleri dalar, sesi kısılır.)
Zaten Mahsun…Hiçbir zaman çok konuşan bir çocuk olmadı.
Camın başına geçer… öylece bakardı.
SAVCI İDDİA ŞENLİK: (araya girer)
Peki… akvaryumla siz hiç ilgilendiniz mi?
ANNE:
Bazen…
Zaten yardımcımız olurdu evde. Serap Hanım…
Ama… yani… her şey de bana bakmasın. Akvaryum içinde akvaryum hiç olacak şey mi?
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ:
Peki… balıklar öldüğünde ne yaptınız?
ANNE:
Hiçbir şey. Hem zaten Mahsun… bana söylemedi ki.
Ben kötü bir anne değilim. Sadece…bilmiyorum… Nasıl olur da görmedim?
Işık, annenin üzerinde hafifçe titrer. Mübaşir yaklaşır, kadına bir mendil uzatır. Anne teşekkür eder gibi başını sallar ve sahneden iner.
BABA KÜRSÜDEN İNMEZ, KÜRSÜYE ÇIKMAZ
Mahsun’un ifadesinden ve annenin duygusal çözülüşünden sonra sahnede bir gerilim vardır. Mübaşir yeni bir tanık çağırmak üzere öne çıkar. Yüce Hâkim sessiz ve gergindir.
MÜBAŞİR: (bağırarak)
Son tanık…
Mahsun’un babası. Lütfen cam kürsüye geliniz.
Salon gerginleşir.
MÜBAŞİR: (biraz daha yüksek sesle)
Mahsun’un babası. Lütfen…
Mahkemeye ifade vermeniz isteniyor.
Hiçbir yanıt yoktur. Avukat Mantık Sözlü yerinden kalkar.
AVUKAT MANTIK SÖZLÜ:
Yüce Mahkeme, tanığın çağrıldığı halde ifade vermediğini kayıt altına alabilir miyiz?
Kâtip kalemine uzanır.
Yüce Hâkim, elini kaldırıp indirir, gözlerini kapar, dişlerini sıkar, bir süre öylece durur. Sonra gözlerini açar, derin ve tok bir sesle konuşur.
YÜCE HÂKİM: (sakin ve donuk bir sesle)
Mahsun’un babası…
Kürsüye çıkmadı.
Çıkmayacak da!
Kâtip kalemini, defterini düşürür gibi olup, toparlar.
...
YÜCE HÂKİM:
...
Çünkü bu fanusu inşa eden baba... benim!
YARGININ CAM FANUSU
Işık sadece Yüce Hâkim’in kürsüsünü aydınlatır. Kâtip, kürsü altında yeni bir dosya açar. Mübaşir ayakta, gözleri fal taşı gibidir. Sahnenin ortasına Savcı İddia Şenlik çıkar.
SAVCI İDDİA ŞENLİK:
O halde bu cam fanusun içinde duyulanları ve duyulmayanları kayda geçmek gerekir.
Işık salonun tamamına yayılır.
Kâtip yazmaya başlar.
SAVCI İDDİA ŞENLİK: (devam eder)
Serap Bitkin… iyi niyetle, göz kararıyla yem verdiğini söyledi.
Ama göz, karar vermek için yeterli değildi.
Volt Bey… dış hatlardan sorumluydu. Ama belli ki içeride de elektrik yoktu.
Kolaj Bey… renksizlikten dem vurdu. İçe sızan zehirleri önemsemedi.
Belki de adaletin kabı dardı.
Ve su… artık taştı.
Sistemi tek bir bozuk parça belki bozmaz; ama bütün dişliler paslanırsa çark hiç çalışmaz.
Bir duraksama olur.
Kâtip yazmaya devam eder.
SAVCI İDDİA ŞENLİK: (sesi yavaşça yükselir)
Plan doğruydu belki ama…Uygulama değildi.
Yetki mercileri konuşmadı.
Adalet dağıtılmadı.
O zaman şimdi… kim sorgulanmalı?
Sistem mi çöktü?
Yargı mı sustu?
“Suya yazılan okunmaz. Cam kırılmazsa, gerçek duyulmaz” yazısının harfleri teker teker yere sert bir şekilde düşer.
Yüce Hâkim’in kürsüsünün arkasındaki cam kırılır.
Yüce Hâkim hâlâ susmaktadır.
Tüm sahne kararır, sadece Boş sandalyeye ışık vurmaktadır.
NİHAİ KARARSIZLIK: CAM ÇATLAKLARI
Savcı İddia Şenlik hâlâ ayaktadır.
SAVCI İDDİA ŞENLİK: (sert ama yorulmuş bir tonla)
Tanıklar dinlenmiş, ifadeler kayda geçmiş, sanıklar beyanlarını sunmuştur.
Balıklar ölmüştür ve bu ölümlerin sebebi...tek bir ihmalle, tek bir sorumlu kişiyle açıklanamayacak kadar derindir.
Anlaşılıyor ki;
Bu fanuslarda:
Belki bir sistem vardı ama... habitat yoktu.
Adım adım geri çekilir.
Işık yavaş yavaş sönmeye başlar.
Yalnızca kırmızı düğme yanıp sönmektedir.
SAVCI İDDİA ŞENLİK:
Peki...
Kim sorumlu?
...
Kim suçlu?
Boş sandalyede balıkların siluetleri aynı anda belirir. Sonra yavaşça kaybolur.
Fanus çatlar. Duvarlarından sular akmaya başlar.
Kâtip yazmayı bırakır. Mübaşir donakalır. Ses Efekti Görevlisi hiçbir ses çıkarmaz.
Yüce Hâkim kırmızı düğmeye bakar.
Sular yavaşça yükselir.
Ölü balıklar suda yüzmektedir.
Mahsun, boş sandalyeye bakar.
Işık yavaşça söner. Sahne kararır.