Henüz Başlamamış Bir Vedanın Sonrası
Vedalar bazen kapı aralığından değil, zamandan sızar.
Bugün, seni uğurladıktan sonra eve döndüm.
Oysa henüz bana geri gelmemiştin.
Zaman yine bana tuhaf bir şaka yapıyor:
Dakikalar ileri sarılmış, anılar ise çoktan kaydedilmiş.
Henüz yaşanmamış bir dünün tozunu siliyorum raflardan.
Takvimlerde bir sayfa, zihnimde bir anı gibi duruyor, geleceğin kiriyle lekelenmiş.
Sana son kez sarıldığım an, önümüzdeki haftanın perşembesine ait.
Ama kokun, şimdiden evin duvarlarına sinmiş.
Demek ki bazı vedalar, önce sızar, kokusu insanın içinden daha sonra çıkar.
Mutfakta yarım kalmış bir kahve… üstündeki köpük dibe çökememiş.
Üstelik köpüğün üstüne, kırık bir suskunluk çöreklenmiş.
Oysa o kahveyi, dönüşünde içecektik…
Dışarıda gün ışığı, içeride akşam.
Zaman ona bakarken hızlanıyor, arkasından bakarken ise esniyor, uzuyor.
Pencereyi açtım.
Rüzgâr odamın içine süzüldü.
Saçlarımı okşayan esinti, sanki senin izdüşümündü.
Günlüklerime uzandım.
Hepsi mühürlü.
Biliyorum; açarsam kelimeler kırılacak, cümleler yere düşüp dağılacak.
Kalemimin ucunda dünün kırık cümleleri, defterin ortasında ise yarının boşlukları.
Arada kimsenin adını koyamadığı o süre… hiçbir sayfaya sığamayacak.
Bugünü atladım…
Hiçbir “şimdi”ye yer bırakmadan ileri sardım.
Sandalye boş.
Fincanda kahve, sana ulaşamadığı kadar soğuk.
Ben ise, henüz başlamamış bir vedanın çoktan geçmiş sonrası içinde, sessizce oturuyorum...
Belki de bazı vedalar, hiç başlayamadığı için bitmiyor.