Henüz Olmamış Bir Gün
(Gönderildiği yer: Raptiyelenmemiş bir duvar takvimi — Damga: Bir Nefes)
Sevgili Ben,
Bu mektup sana, henüz takvimlere düşmemiş bir günden geliyor.
Adını koyamadığın, üzerine not düşemediğin, “bugün mü, yarın mı” diye tereddüt ettiğin o ince aralıktan.
Sayfasını henüz çevirmediğin bir ajandanın kıyısından, alnındaki çizgilere varan bir nefeslik yol açıyor.
Masanda bir kum saati olduğunu biliyorum.
Üst haznesindeki taneler, henüz akmaya niyetlenememiş su damlaları gibi, seni bekliyor. Alt haznede ise, zamandan eser yok.
Senden, bu mektubu okurken kum saatini tersine çevirmeni istiyorum.
Bırak… ilk tanecik, göğsüne çarpan bir nabız gibi düşsün.
Sonra ikincisi.
Sonra üçüncüsü.
Biliyorsun, bazen insanı göğe yükselten şey, yere düşüşleridir.
Sana buradan baktığımda, bu anını bir önceki hayatının gölgesiyle ölçtüğünü görüyorum.
“Şunu yapsaydım,” “bunu söylemeseydim,” diye kendini eski bir kadraja yerleştiriyorsun.
Oysa henüz olmamış bir gün, geçmişin kusurunu tamir etmek için değil;
ona yeni bir pencere açmak için gelir.
O yüzden de bu mektubun sebebi sana bir haber vermek değil.
Bir vazgeçiş önermektir:
Kendini bugünden önce yazdığın cümlelerle sınırlamaktan vazgeç.
Çünkü bazı cümleler, seni sen olmayan şeylere bağlar, sınırsızlığını kemirir.
Kendine yeni bir fiil bul — henüz çekimlemeyi bilmediğin bir fiil.
Birinin dilinde hiç kullanılmamış, sadece senden doğacak bir fiil.
Kullanırken titreten, biterken genişleyen, tüm zaman kiplerine meydan okuyan bir fiil olsun.
Lütfen şimdi pencereyi bir aç.
İçeri sızan havayı, yıllar sonra hatırlayacakmışsın gibi içine çek.
Ve…
Nefesindeki gizli özneyi bul.
Sana bu mektupla iki küçük sır da bırakıyorum:
Birincisi:
Yıl, hiçbir zaman takvimde yazıldığı gibi başlamıyor.
Güne başlama ânın da gözlerini açtığın ilk an değil.
Bazen kısa bir duraksama, iki kelime arası sessizlik, ya da bir tebessümde gizlidir. Belki de hep aynı güne kaldığın yerden devam ediyorsun, oysa başlamak; bazen bir takvimi tersine çevirmektir.
İkincisi:
Gelecek, varılacak bir yol değildir; bir harekettir.
Bazen yalnızca ışığı açarsın, ya da perdeyi bir parmak aralarsın —
Bakarsın, çoktan gelivermiş; belki de en başından beri seninleymiş.
Kum saatin şimdiye dek yarılanmış olmalı.
Bu mektubu bırakıp kalkmanı istiyorum.
Bir adım… sonra bir adım daha…
Mutfağa, balkona, sokağın başına, bir ağacın altına — nereye olursa…
Döndüğünde göreceksin:
Henüz olmamış bir gün, masanın üzerinde çoktan bir işaret bırakmış sana…
Belki bir zarfın içinde…
Belki bir nefeste okunacak kısa bir hikayede…
Kumda bir çukur, yerde bir toz halkası, içinden geçirdiğin bir hayalin tadı…
Bu mektubu sakla. Üstüne tarih atma.
Bir gün, “işte bugündü,” dediğinde —
bir gözyaşı, gecikmiş bir sevinçle kendi kendine kuruyacak.
Seninle, o gün, tekrar buluşmak üzere…
— Henüz Olmamış Bir Gün
P.S.
Kum saatini yeniden çevirme.
Bırak kalsın zaman biraz… olduğu yerde…
Bazı günlerin sana gelmesi için, senin de ona bir adım atman gerek…
Bir adım… sonra bir adım daha…