Takım Elbiseli Hayaller

Paylaş
Takım Elbiseli Hayaller

Jilet gibi ütülediği takım elbisesini giydi Yunus.

Yatırımcılarla görüşecekti.

Evden çıkmadan önce portmantonun kapısında onu her sabah uğurlayan aynanın karşısına geçti; gururla baktı kendine.

Kravatını düzeltti. Alnına düşen saçlarını yana doğru taradı.

Aynadaki adama göz kırparak, evden ayrıldı.


Yürürken karşılaştığı mahalle sakinlerini alışıldık tebessümüyle selamladı.

Mahalle kahvesine vardığında hemen bir sandalye çekti kendine. Bir çay söyledi. Demli.

Dumanı üstünde tavşan kanı çayını höpürdeterek içerken, diğer masalarda süregelen sohbetlere kulak kabarttı.

“Sabah sabah dünyayı kurtarıyorlar yine… Kendi hayatlarına dokunmadan,” diye geçirdi içinden.


— Usta, benim bir çay vardı, bıraktım masaya. Hadi hayırlı işler.

— Sağolasın Yunus. Hayırdır? Nasıl gidiyor, iyi mi keyifler?

— İyi iyi, Allah’a şükür. Yoğun, uğraşmaca. Otel işine gireceğim biliyorsun. Çok iş var, çok. Bugün bir yatırımcıyla görüşeceğim. Önemli toplantılarım var.

— Eee, sen lokanta işinde değil miydin zaten?

— Yok abi, onunla benim kardeşler ilgileniyor. Ben daha büyük şeylerin peşindeyim. Bizimkilerin evi yıkılacak abi, komple yenileyeceğim. Üst katları kiraya veririm, bir de girişe tekel bayi düşünüyorum, ya da ileride otele çeviririm diyorum, şu adamlarla bir görüşeyim de…

— Hayırlısı olsun senin için valla Yunus. İnşallah sen de bir iş kurarsın artık. Bak, kardeşlerin sebat etti, yaptı bir şeyler. Darısı senin de başına.

— Onlara ne bakıyorsun sen, bir adam etmez onlar… Neyse. Hadi rast gelsin işlerin, ben kaçtım.


Bayinin kapısından hızlıca içeri girdi Yunus.

Yanına aldığı ufak notlara göz attı. Cebindeki son parasıyla bir kupon istedi.

— Hayırdır Yunus, bugün geç kaldın. Bir terslik yok ya?

— Yok yok, yolda arkadaşlara takıldım biraz. Sohbet muhabbet... Yoksa geç kalır mıyım ben hiç? Acil kupon bu. Kazanacak kupon bu.

— Hadi inşallah Yunus.

— Olacak tabii! Benim kız yanıltmayacak beni. Bir daha geldiğimde bak gör, bu bayiyi satın almış olacağım. Ama sakın korkma ha, sen de benimlesin. Maaşına da zam var, kral gibi.

— İnşallah Yunus, inşallah. Allah gönlüne göre versin, ne diyeyim.


Kuponu yatırır yatırmaz, şarkılar mırıldanarak eve koşturdu Yunus.

Kapıyı açtığında annesini masada bir şeyler yerken buldu.

— Hayırdır oğlum, erkencisin?

— Bugünkü toplantı iptal oldu ana, o yüzden. Ben de mesaiden kaçayım dedim. Hem biraz dinlenmiş olurum evde hem de anacığımla iki laf ederim, ha ne dersin?

—Aman ilişme bana, kırk yaşına geldin, o ne hâlâ çocuk çocuk hareketler…

—Tamam tamam, ben odamdayım. Bir şey olursa seslenirsin.

Üzerindekileri aceleyle çıkarıp hemen televizyonu açtı Yunus. Sehpanın üzerindeki gazete yığınını yanına aldı. Köşe yazılarını “Kesin kazanacak, kesin!” diye mırıldanarak saatlerce tekrar tekrar okudu.

Yarışın başlama düdüğü çaldığında elinde birası, gözleri ekrana kilitlenmişti. Çoğu zaman nefes almayı bile unutuyor, yarış ilerledikçe yerinde duramıyor, hop oturup hop kalkıyordu:

— Bu sefer benim işte! Bu sefer benim!

Kıvırdığı gazeteyi en önde koşan atın üzerinde tutup ekrana bağırıyordu:

— Hadi kızım! Hadi, bak tuttum onu! Geç artık şunu! Hadi kızım, hadi, hadi ama!!!

Yarış boyunca sesi tüm evin içinde yankılandı.

Bitiş düdüğüyle birlikte, elindeki gazeteyi fırlattı televizyonun üzerine. Bir hışımla televizyonu kucağına aldı.

“Senin yüzünden lanet olası…” diye haykırdı, camdan aşağı fırlattığı televizyonun kırık ekranına bakarken.

Gazete yığınını da aynı hışımla aşağı atmaya hazırlanırken, kırık cam parçalarının arasında, bir an kendi yansımasını gördü.

Terden alnına yapışan saçlarını arkaya savurup pencereyi kapattı.

Perdeleri çekti. Yatağına uzandı.


Ertesi sabah yine aynı saatte kalktı Yunus.

Hızlıca hazırlanıp, aynanın karşısına geçti.

Kravatını düzeltti.

Gülümsedi.

“Ana, cüzdanındaki bozukları alıyorum ha... Bugün büyük gün!” dedi evden çıkarken.