...
Çöktü. Bir patates çuvalı gibi. Eğri büğrü. Bir sigara yaktı. Bir yudum aldı. Yutkundu. Bir damla süzüldü kadehinden. Bir diğeri. Sonra bir diğeri daha... Tek tek sildi parmağıyla gözyaşlarını şarabın.
Çöktü. Bir patates çuvalı gibi. Eğri büğrü. Bir sigara yaktı. Bir yudum aldı. Yutkundu. Bir damla süzüldü kadehinden. Bir diğeri. Sonra bir diğeri daha... Tek tek sildi parmağıyla gözyaşlarını şarabın.
Altı Üstü Çok iyi Pişmeli İnsan Hayatın Tadına Bakmadan Önce
Ah sevgili arkadaşım! Gelecektim… Gelemedim, farkındayım. Tam hazırlanmış yola çıkıyordum ki; “Yanıma neleri almalıyım, neleri bırakmalıyım?” diye düşünüp dururken, bir anda bana bir haller oldu. Ellerime bakakaldım. “Bu ellerle mi çıkacağım yola?” derken, aldım elime sargı bezini. Baş parmağımı sardım. Bu parmakla onaylamışım her şeyi. Yetmedi. İşaret parmağımı da sardım.
Ben hep gidenlere şiir yazdım, sevgili. Şimdi Sen kalıyor gibisin. Ve ben... Seninle Nasıl konuşacağımı bilmiyorum.
Her yeni gün Doğarken Işığınla Bir günebakan Hayranlığında Yüzüm dönmez Hiçbir yana
Issız kalırım da susuz kalamam. Bak hava kaldı bugün.
Saatin üçü Gecenin demi Yüreğe Öyle bir çöktü ki Duman etti her yeri Yarım bardak çay Üstü parmak izleri Ben sana Çay kaşığına hasretti.
İçimdeki deliye kadeh kaldırdım. İçimdeki çocuk sızdı.
Hayat akıp giderken Kendi içime aktım ben de Hayatla karşılaştık.
Bir dalıp çıktım gözlerine Sonra güneşlendim bir süre.
Minderim Yıldız manzaralı Sayamadım Kaç tane kaydı Kendimi Dinlerken
Bugün ilk defa Bir top dondurma yerken Düşünmedim seni. İçim eridi.
Raftakiler
FANUSA GİRİŞ Salon: Camla çevrili bir mahkeme alanı. İçeridekiler dışarıyı görür. Dışarıdakiler içeridekileri duyamaz. Zemini de dahil saydamdır. Ortada yüksek bir mercan kürsü. Arka sağ köşede batık bir gemi, arka sol köşede devrik bir yelkenli. Işık gri-mavi tondadır. Kürsünün arkasındaki camda “Suya yazılan okunmaz. Cam kırılmazsa, gerçek duyulmaz” yazmaktadır.
İç Sahne
Islak bir havlu sessizce taşıyor nemli geçmişinin izlerini
Raftakiler
Günlerdir uyarısı yapılan büyük kar fırtınası nihayet başladığında, kendini daha da bir görünmez hissetti o gün. Gözün gözü görmediği, o yoğun kar yağışının altında bir evin çatısına uzandı. Kar tanelerinin kendi içinden geçip gitmesini izledi sessizce. Keşke üzerine yağan şu karlardan bir beden yapabilseydi kendine. Kar durmadan yağıyordu. O ise,
Raftakiler
Jilet gibi ütülediği takım elbisesini giydi Yunus. Yatırımcılarla görüşecekti. Evden çıkmadan önce portmantonun kapısında onu her sabah uğurlayan aynanın karşısına geçti; gururla baktı kendine. Kravatını düzeltti. Alnına düşen saçlarını yana doğru taradı. Aynadaki adama göz kırparak, evden ayrıldı. Yürürken karşılaştığı mahalle sakinlerini alışıldık tebessümüyle selamladı. Mahalle kahvesine vardığında hemen bir
Raftakiler
Nasıl da pervasızdım o karnabaharı keserken. Bir bıçak darbesi, bir et parçası, kan gölü… Hatırladığım son sahne. Uzanıyorum sere serpe. Görebildiğim tek şey bulutlar. Beyaz. Aralarına sızmış yeşiller, kırmızılar. Birilerini arasam... Sonuç değişir miydi? Yok... Hem zaten kimi arayacaktım ki? Haberlere çıkmalıyım ben... Yazmalılar beni. “Kimliği belirsiz bir adam, avuçlarının
Raftakiler
Bizim sokak öyle geniş caddelerden değildir. Birçok ara yolu ana yola bağlayan bir geçiş şerididir. Böyle olunca da arabalar trafik ışıklarında sıra sıra dizilir. Bir ambulans ana yola çıkmak için dakikalarca didinir. Ama mahalleliyi aynı gün içinde birden fazla kez göremezsiniz. Biri hariç. Apartmanın kapısından sokağa ne zaman adımımı atsam,
İç Sahne
Rast-gelebildiğim Bir ayakkabı tamircisi Onardı Çözülen Dizlerimin Bağını
İç Sahne
I. Henüz acı yoktu, ama rahat da yoktu. Göğsümün içi dar; hava hâlâ oradaydı, nefes alacak yer yoktu. Kimse fark etmedi. Sessizdi. Bağırmıyor, acele etmiyordu. Sadece içerideydi. Saatlere ihtiyacı yoktu. Bir şey olacak mı, olmuş muydu? Her an, aynı ânın biraz daha ağır hâliydi. Bekledikçe geçmiyor. Bekledikçe yer kaplıyordu. (Ne
İleri/Geri Sarılmış Günlükler
Her ertelenen şimdi, zamanın gövdesinde yeni bir boşluk açar. Şimdi başlamadı. Sana yazdığım hiçbir şey şimdi yaşanmadı. Kimisi geçmişin yankısıydı, kimisi geleceğin provası. Sanki tüm şimdiler, doğuştan ertelenmeye meraklı. Saatin akrebi dönüyor, yelkovan yetişmeye çalışıyor, Ama aralarında yetişilemeyen bir boşluk hep kalıyor. Defterimde bir not var. Üzerinde dünün tarihi, içinde
İleri/Geri Sarılmış Günlükler
Zaman bazen iki defa yaşanır; hangisinin gerçek olduğunu bilemezsin. Bir kapının önündeyim. İçeri girmekle girmemek arasında asılı. Kapı, ardında bir hayat saklıyor; önünde ise başka hayatlar sıralı. Ben ise, zamanın paslı zincirlerle sallandığı, bir basamağın üzerindeyim. Elimi tokmağa uzatıyorum. Kapı açılıyor. İçeri giriyorum. “İyiyim,” diyorum. Sesim yorgun çıkıyor. Hayır. Öyle
İleri/Geri Sarılmış Günlükler
Bazen zaman, kendini insanın ortasında unutturur. Bazen böyle oluyor. Bir hareketin tam ortasında zamana yakalanıyorum. Sanki zaman, bir kareyi durdurmuş da ben o karede asılı kalmışım. Elimin hızı kalemin ucunu inceltmiş, kalemin çizgisi yoldan çıkmış. Zaman buralara kadar gelmiş de devam etmeyi unutmuş. Bazı anlar ne geriye ait ne ileriye.
İleri/Geri Sarılmış Günlükler
Dün, on yıl önceydi. Ve yarın, çoktan geçti… Takvimde sayılar, birdirbir oynuyor. Bir yıl, bir ayın içine sızmış. Bazı anlar ise sonsuzluk doğuruyor… Bir gün bir aşkın bitişini yazıyorum defterime. Bir gün selam gönderiyorum, seneye taşınacağım bir şehre. Oysa hiç başlamadığını biliyorum o aşkın. Ve o şehir – beni beklemiyor bile.